Bu yol neyin peşinde
“Keşfettiğiniz her şey size bir şey kattığı kadar sizinle beslenir. Okuduğunuz her
masal , mitos ve efsane , onun ömrünü uzattığınız bir dokunuştur.”
Mesut Alp
Kommagene kralı I. Antiokhos kendi yasasını heykellerin sırtına yazdırmış.
İki yüz otuz yedi satır. Uluslararası Nemrut Vakfı’nın yayımladığı çeviride
kral , dindarlığı krallığının en güvenli koruyucusu saydığını söylüyor. Bu
tepenin de ona tanıklık edecek olandan yoksun kalmasını istiyor.
Nemrut bir anıt mezar olmanın ötesinde , ölümlü insanın ölümsüzlüğü aramasının da
sembolü. Doğunun ve batının varisi bir kral , tanrılara yakın olmak için dağın
tepesine çıkmış. İki uygarlığın sentezi olan bu anıt , geçmişle gelecek arasında
da bir köprü.
Biz o taşların yanında uzun uzun kalıp güneşi batırıyoruz.
Yolun üstünde Cendere Köprüsü var. Roma İmparatoru Septimius Severus döneminde
XVI. Flavia Firma Lejyonu yapmış ; askerlerin ayak izlerinin yanı sıra İpek Yolu
tüccarlarının alın terinden de izler taşıyor. Karakuş Tümülüsü ise Kommagene’nin
kadın belleğinin alanı ; tepedeki aslan ile kartal binlerce yıldır orada bekliyor.
Göbeklitepe’ye tarihi yeniden yazmaya değil , onu bu kez farklı bir şekilde
anlamaya gidiyoruz. Henüz tekerleğin olmadığı , yazının keşfine daha binlerce
yılın olduğu çağların şahidi orası. Kimine göre tapınak , kimine göre kamusal
yapı ; biz o taşların sessizliğine kulak veriyoruz.
Balıklıgöl’de , on bin yıldan uzun süredir kutsiyetini koruyan su kaynağının
başında oturuyoruz. Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi’nde ilk birkaç bölümü birlikte
geziyoruz ; sonra herkes kendi sessizliğinde kalıyor , çıkışta buluşuyoruz.
Akşam sıra gecesi.
Karahantepe , Göbeklitepe’de yarım kalan satırların devamı. Harran’a ise kuzeyden
güneye , doğudan batıya neredeyse her kervan uğramış ; bir tas su içip bir kıymet
bırakmış. Antik şehri panoramik geziyor , kümbet evlerin serinliğinde çay
içiyoruz.
Sonra Urfa. Bir önceki gelişimizde , grubu havalimanına yolcu ettikten sonra sabah
zikrine kaldım. Yanımda , uçak biletini “yanlış aldığı için” kalan Aslı vardı. Zikrin nerede
olacağını sormak için yanımdaki hanıma döndüm ; bana “I don’t speak Turkish” dedi.
Sonra sarmaş dolaş olduk. Bana “Ömrün fruze olsun sen fruze ol” dedi.