Alacakaranlıkta Mardin damları, ufka inen son ışık ve kayanın üstünde bir karahindiba

Karahindibayı ben seçmedim

O bana geldi. Nasıl geldiğini anlatayım.

Gezmek benim için hiçbir zaman bir yerden bir yere gitmek olmadı.

Gönüllere girmek oldu. Gönül bağının izini takip etmek , paylaşmak ve çoğalmak oldu.

Esin, taş bir kemerin altından Mardin damlarına ve ovaya inen güneşe bakıyor
Esin elinde mikrofonla, yol boyunca anlatırken

Yollara yeniden başladığımda bu hali ne anlatır diye düşünürken karşıma karahindibanın rüzgarda uçuşan hali geldi. Çok heyecanlanmıştım. Yolda olmak bende çocukluğumu , gerçekleşen hayallerimi , neşemi ve keşif heyecanımı barındırıyordu ; karahindiba da bana tam aynı şeyi hissettiriyordu.

Sonra biraz araştırayım dedim. Umudu , ışığı , dilek tutma heyecanını , cesareti ve sevgiyi anımsattığını okudum. Bir de dayanıklılıktan bahsediyordu: kökleri uzun ve sapasağlam olurmuş. Tohumu uçar gider , kökü yerinde kalır. Bu yolun ne olduğunu bundan iyi anlatan bir şey bulamadım.

Ben Esin. Laz kızıyım ; misafirlerimi baba ocağında ağırlıyorum hissiyle karşılarım. İlk yolculuğumuz bahar ekinoksunda Göbeklitepe'ye oldu. O gün bugündür rotalarımı takvimin değil gökyüzünün söylediği tarihlere kuruyorum: ekinokslar , gündönümleri , yılın en uzun gecesi.

Yolun üç sözü

Yavaş , yakın , birlikte.

Dağ tepesinde yerde duran dev taş başlar ve arkalarında gündoğumu

Yavaş

Nemrut'un eteğinde uzun uzun kalırız. Güneşi batırır , sonra tekrar doğmasına şahitlik ederiz. Bu bir program maddesi değil , bir gece.

Taş bir avluda kurulmuş küçük sofra ve iki sandalye

Yakın

Bir keresinde Hasan dede cuma namazını Yunus Emre'de kılayım diye evdeki herkesi ve sofrayı arabaya atıp gelmişti. Sesimizi duyunca yanımıza koşarak geldiğini hatırlıyorum. Bu tarz şeyler program yapılarak olmuyor.

Taş kemerin içine oturtulmuş, iri çivilerle bezenmiş kızıl ahşap kapı

Birlikte

Az ve öz gidiyoruz. Zaten otobüs çıkmaz bizim yaylalara. Grup küçük olunca kapılar başka türlü açılıyor , sofra başka türlü kuruluyor.

Taş yapının bezemeli cephesi ve mavi gökyüzü

Gittiğiniz hal ile döndüğünüz hal bir değildir.

Bir yolculuğu yalnız ben kurmuyorum. Kapısını açan , anlatan , sofrasına buyur eden herkes kuruyor. Halime teyze , Hasan dede , Mesut , Ahmet hoca , Burhan abi ile Saniye abla ve buraya sığdıramadığım daha nice isim...

Bu yolları birlikte açtık.

Bir yere gitmeden önce orayı bilen birini arıyorum. Bulduğumda sözü ona bırakıyorum.

Mardin'i bize arkeolog Mesut Alp'in anlatmasını istedim. Çilbira'yı Mardin Müzesi bünyesinde o kazıyor. Ama ilk yolculukta gelemedi ; sesi ekrandan geldi , düzeni Özge Özek kurdu. Mardin'de rehberimiz Dilan Rewşan Özdemir'di.

Viranşehir'e bizi Ahmet Yavuklu götürdü. Yüzünde deq taşıyan kadınların fotoğraflarını o arşivliyor ; Halime teyze ile tanıştıran da o.

Çorum'da Şapinuva'nın kazı alanında Prof. Dr. Aygül Süel'le yürüdük. Orayı bulan Hititolog kendisi.

Bosna yolunu Gaye Gönülal ile Banu Çorakçı birlikte açtı ; Ravne Tüneli'nde rehberimiz Haris Delibašić oldu.

Bir de Sonya , Jenani ve Djan var. Anlatan onlar değil ama onlar olmadan o yol olmuyor.

Nasıl çalışıyorum

“Duyduğum hikayeyi kendi yerinden koparmadan anlatmak. Bilmediğim yerde susup bileni dinlemek.”

Önce insan ve hikaye, sonra program.

Yollara bakın
Ne tür geziler bunlar?

Küçük gruplarla yaptığımız yolculuklar. Grup dokuz ile on altı kişi arasında ; kalabalık gitmiyoruz.

Tarihleri neye göre seçiyorsunuz?

Takvime değil gökyüzüne bakıyorum: ekinokslar , gündönümleri , yılın en uzun gecesi. Bu yüzden yollar her yıl aynı mevsimde tekrar ediyor.

Yolu kim anlatıyor?

Mardin ve Şanlıurfa’da arkeolog Mesut Alp anlatıyor. Anadolu Arifleri’nde yolu Gaye Gönülal anlatıyor. Şapinuva’da kazı alanını , orayı toprağın altından çıkaran Prof. Dr. Aygül Süel gezdirdi.

Nasıl ulaşabilirim?

Bir yol ilginizi çektiyse formu doldurabilir ya da doğrudan WhatsApp’tan yazabilirsiniz.