Nemrut’un o meşhur fotoğrafında dev taş başlar yan yana , yere yakın duruyor. İnsan bakınca iki bin yıllık bir sahne görüyor. Değil. O başlar gövdelerinin üstündeydi. Düşüp yerde kaldılar , sonra da görülebilsinler diye dizildiler.
Neden düştükleri karara bağlanmış değil. Ne zaman düştükleri de bilinmiyor. Kesin olan tek şey , bugünkü sıranın sonradan kurulduğu.
İki bin yüz elli metre
Yükseklik için ortalıkta birden çok rakam dolaşıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı iki bin yüz elli metre diyor. Uluslararası kaynaklarda daha düşük bir rakam geçiyor ; milli park içindeki başka bir tepe için daha yüksek bir rakam veriliyor. Ortak olan şu: iki bin metrenin üstünde bir dağ.
Alan Adıyaman ilinin Kahta ilçesi sınırlarında. 1987’de UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alındı ; liste sıra numarası 448.
Tepedeki yapı kendini yazıtlarında bir sözcükle adlandırıyor: hierothesion. Aynı anda mezar , tapınak , tanrılar evi. Üçü birden. Bunu yaptıran kişi Kommagene kralı I. Antiokhos. Kültür Portalı’nın ifadesiyle tanrılara ve atalarına minnettarlığını göstermek için yaptırmış. MÖ 70’ten başlayarak yaklaşık otuz yıl hüküm sürdü ; hükümdarlığının bittiği yıl kaynaklarda oynuyor.
Anıt mezar bugün yaklaşık elli metre yüksekliğinde ve yüz elli metre çapında. Kırılmış kireçtaşı parçaları yığılarak yapılmış ; yüz kilometreden uzak mesafeden görülebiliyor. Üç terası var: doğu , batı ve kuzey. Doğu terası kutsal merkez. Kuzey terası yüz seksen metre uzunluğunda bir tören yolu.
Mezar odası kazı denemelerine rağmen bugüne kadar bulunamadı.
Bir kral , iki dünya , tek ad
Terasta beş dev oturan heykel var: tanrı-kral I. Antiokhos , Kommagene tanrıçası , Zeus , Apollon ve Herakles. Yükseklikleri sekiz on metre. Kireçtaşı bloklar üst üste konarak yapılmışlar.
Asıl mesele adlarda. Tanrıların adları burada birleşik: Zeus-Oromasdes , yani Yunan Zeus ile İran Ahura Mazda. Apollon-Mithras-Helios-Hermes , İran giysili. Artagnes-Herakles-Ares. Kommagene , Yunan üslubunda ; elinde bereket boynuzu. Antiokhos’un kendisi İran giysisi giymiş , başında Ermeni tacı.
Bu bir süsleme tercihi değil. İki büyük dünyanın arasında kalmış küçük bir krallık , iki tarafı tek bir ad içinde birleştirerek kendi meşruiyetini kuruyor. Kral da o adların yanına oturuyor.
Batı terasında , kralın tanrılarla el sıkıştığı kabartmalar vardı. Bu sahnelere dexiosis deniyor. Beş tanesi günümüze ulaştı ; bugün Adıyaman Arkeoloji Müzesi’nde duruyorlar. Dağa çıkınca el sıkışmayı göremiyorsunuz ; onu görmek için müzeye girmek gerekiyor.
İki yüz otuz yedi satır
Heykellerin sırtlarında Yunanca yazıt var: soy kütükleri , adaklar , kült kutlamaları , bakım talimatları. İki yüz otuz yedi satırlık bir vasiyetname. Yazıtın kendi sözcüğüyle bir nomos , yani yasa. Epigrafi literatüründe OGIS 383 numarasıyla anılıyor ve yaklaşık MÖ 40’a tarihleniyor.
Yasa bir kralın kendi ölümünden sonrasını düzenleme girişimi: bayram günleri belirleniyor , rahiplerin görevleri yazılıyor , bakımın nasıl süreceği söyleniyor.
Yazıtın Yunancası taşta duruyor. Kral orada , saf ve adil olmayı insanın edinebileceği en sağlam mülk sayıyor ; en derin sevinci de bunun verdiğini söylüyor.
Yasayı yasa yapan güç
Aynı yazıtta bir cümle daha var ve bir kralın kendi sınırını çizdiği yer orası: bu yasayı ben ilan ediyorum , ama onu yasa yapan tanrıların gücüdür.
Kral bir şey daha istiyor: bu tepe , kendi dindarlığına tanıklık edecek olandan yoksun kalmasın.
Aslanın üstündeki yıldızlar
Alanda bir aslan kabartması var ; üstü gökyüzüyle dolu. On dokuz yıldız , üç gezegen , bir hilal. Gezegenler Mars , Jüpiter ve Merkür.
Bu taşın bir tarihi kodladığı düşünülüyor ama hangi tarihi kodladığı belli değil. Önerilen iki taç giyme tarihi var ; biri I. Mithridates için , biri I. Antiokhos için. Karar verilmiş değil.
Bu kabartma için sık sık dünyanın en eski horoskopu deniyor. Taşın hangi tarihi gösterdiği bile karara bağlanmamışken , o unvan havada kalıyor.
Başlar düştükten sonra
Sekiz on metrelik heykeller gövdeden ayrılınca başlar yere indi. En yaygın açıklama deprem. World History Encyclopedia’nın ifadesi sade: başları depremler yerinden çıkardı , sonradan ziyaretçinin anlaması için düzenlenip yerleştirildiler.
Başka bir öneri de var. Bazı araştırmacılar , özellikle kırık burunların kasıtlı bir el işine işaret edebileceğini söylüyor ; sahte tanrılara karşı bir tepki olarak. Bu bir öneri olarak duruyor , kanıtlanmış değil.
Tarih de belirsiz. Kaynaklarda birbirinden yüzyıllarca uzak öneriler dolaşıyor ; hiçbiri bir kayda bağlanmış değil.
Geriye şu kalıyor: bugün tepede gördüğünüz düzen , kralın kurduğu düzen değil. Bir yıkımın ardından , görülebilsin diye kurulmuş bir sergileme. Antiokhos kendi yüzünü göğe yakın bir yere koydurmuştu. Bugün o yüz yerde duruyor.
Bir oğul , annesi için bir tepe
Dağa çıkmadan önce yolun üstünde Karakuş Tümülüsü var. Kültür Portalı’nın birebir ifadesi şöyle: Kommagene ailesine ait mezar yeri olarak Kral II. Mithridates tarafından annesi İsias için yapılmıştır. Sonradan kraliyet ailesinden başka kadınlar da gömüldüğü için burası kadınlar anıt mezarı diye biliniyor.
Çapı yaklaşık yüz on metre. Özgün yüksekliği otuz metreydi ; bugün yaklaşık yirmi metre.
Çevresine altı sütun dikilmişti , dördü ayakta. Güneye bakan yönde , üstünde kartal heykeli olan sütun duruyor ; halkın karakuş dediği ve alana adını veren figür bu , yaklaşık iki buçuk metre. Kuzeydoğuda heykelsiz bir sütun duruyor , yanındaki sütun baş bölümü eksik bir boğa taşıyor. Kuzeybatıda II. Mithridates ile kız kardeşi Laodike’nin kabartmalarını gösteren bir tablet ve yanında yerde duran bir aslan heykeli.
On metre nereye gitti? Kültür Portalı cevabı veriyor: Kommagene Krallığı Roma İmparatorluğu tarafından ilhak edildikten sonra tümülüs tahrip edildi ve taşları Cendere Köprüsü inşaatında kullanıldı.
Yani bir oğul annesi için bir tepe yaptırdı ve o tepenin taşları bir köprüye gitti. Köprü bugün de ayakta. Tepe otuz metreden yirmi metreye indi. İki durak arka arkaya geziliyor.
Dördüncü sütunun yeri boş
Cendere Köprüsü’nü Roma İmparatoru Septimius Severus’un emriyle , Samsat’ta konuşlu XVI. Lejyon yaptı. Severus MS 193’ten 211’e kadar hüküm sürdü.
Köprü yüz yirmi metre uzunluğunda , yedi metre genişliğinde , otuz metre yüksekliğinde. Biri ana biri tahliye olmak üzere iki kemeri var. Harç kullanılmamış ; düzgün kesilmiş taş bloklarla örülmüş. Korkuluktaki yazıtlar , köprünün Roma döneminde onarım gördüğünü gösteriyor.
Girişlerine dikilen dört sütun bir aileyi sayıyordu. Güneyde imparator Septimius Severus , yanında eşi Julia Domna. Kuzeyde oğulları ; biri Caracalla adına.
Dördüncüsü Geta adınaydı. Caracalla kardeşini öldürüp adını Roma kayıtlarından sildirdi. Sütununu da kaldırttı.
Bugün köprüde üç sütun duruyor. Dördüncüsünün yeri boş ve o boşluk bilerek açılmış.
Sonra güneş
Bu yolun bütün duraklarında insanlar taşa bir şey yaptı. Diktiler. Yazdılar. Söküp başka yere taşıdılar. Bir sütunu kaldırdılar. Sonra yerde kalanları dizdiler. Nemrut’ta insanın taşa yapmadığı tek şey , günün kendisi.
Program , dağın tepesinde gün batarken kuruluyor. Esin bunu yıllar önce şöyle yazmıştı: Nemrut’un eteğinde , uzun uzun kalıp güneşi batırıp , tekrar doğmasına şahitlik yapacağımız nefis bir program yaptık.
Bu yolda anlatan kişi arkeolog Mesut Alp. Bölgenin tarihi ve arkeolojisi , tepede , o taşların yanında konuşuluyor.
Başlar düştü. Sonra birileri onları dizdi. Şimdi biz de karşılarına oturuyoruz.